1. Glastonbury: 3 Ms. Music, Mud, Kate Moss.
2. Sundance: Indie movies. I love them.
3. Cannes: So classy right? I've already thought about the dress that I wanna wear.
4. Coachella: music and fashion for people like me (not for "vogue" people).
Tuesday, December 15, 2009
Festivals to go before I die.
Posted by
cenin
at
10:50 PM
4
comments
Sunday, September 20, 2009
I'm back
bilgi heryerde! ağaçta, suda, beyninde! neye yormak istersen yorarsın. ama gerçek sadece gerçektir. gerçek algılamak istediğin değildir. gerçek sadece gerçektir. gerçek objektiftir. gerçek heryerdedir! bundan korkmamalısın, gerçek sen görsen de görmesen de orada. bence sen onu görmeye çalış. inan bana, hayatta daha başarılı olursun.
Posted by
cenin
at
12:24 AM
0
comments
Saturday, June 13, 2009
sex and the city
evet bir günde iki yazı yazmam cok garip ama hediye olsun işte.
televizyonda sex and the city var. ben de her gece o yada bu şekilde izliyorum. seviyorum sevgili dostlar, seviyorum! ama şimdi carrie, aidan'ı terk ediyor, evlenmeye hazır değilim diye. Ee sen değilmiydin carrie, evlenmek istiyorum diye ağlayan! aslında başından beri biliyoruz senin big'le evlenmek istedigini ve aidan'la yetindiğini, bir şekilde içine sinmediğini.. ya iste batılı kadın örnegi size. türkiye'nin büyük şehirleri bu kadınlarla dolu.. aşk konusunda doğulu, seks konusundan batılı.. ya o mr bigle evlenme, gerçek değil. Sanıyor musunuz amerikalı kadınlar evliliklerinde mutlu? tanıdığım bütün 40 yaş üstü insanlar boşanmış ve yahoo personals da date arıyrolar.. demiyorum ki doğulu olup 14 yaşımızda evlenelim ama 35 yasımızda da carrie gibi aslında yalnız kalmak istemedigimiz icin bir adama "Oh my god, you still don't trust me! I love you!! There is no one else!" derken ellerimizi rahmimize götürüp "eveet bu senin" mesajı vermeyelim!
Ya bu arada kalmıs Türk insanından çok sıkıldım! Kadın, erkek fark etmez! Bugün kadından bahsettik, yarın da erkek olur. Erkekler daha fena!
Aslında biri de bana dese ya bu kadar kıyaslama yapıyorsun daha kötü değil mi diye. Evet haklısın derim! Ama bana biriniz de hiç carrie olmak istmedik ve çok düzgün ilişkilerimiz oldu hala da devam ediyo deyin! O zaman susar, size bir de tam cumhuriyet altını hediye ederim!
Posted by
cenin
at
12:45 AM
1 comments
Friday, June 12, 2009
Ben kendimi ona ait hisettiğim, huzurlu topraklarda yaşamak istiyorum!
bugün buralı (amerikadayım hala) bir kaç arakadaşla "yunan festivali"ne gittik. Önce, yunanlılarla kültürlerimizin ne kadar benzedigine şaşırdım. Sonra da, amerikanlarla "boiling point"in asla geçilemedigini anladım. Bir türlü arkadas olamıyorsun ancak "company" olabilliyorsun. Ya arkadaşım bu bana garip geliyor. Bak tanımadığım birine bile arkadaşım diyebiliyorum ama bir senedir neredeyse her festivale gittiğim insanlara en fazla "company" diyorum. Ne garip değil mi? İşte bu yüzden yüzme havuzu, güzel araba, güzel ev, özgür cinsel hayat diyen Türk insanlarının neden ABD'ye yerleştiğine/yerleşmeye çalıştığına inanamıyorum.Evet özgürsün, güzel ortamlarda takılıyosun ama istediğin cümleyi kurabiliyor musun? "lan bu çamaşır suyu gibi" diye biliyor musun? elbette "dude it's cheap beer!" diyorsundur da aynı mı?
Neden savaşmaktan korkuyoruz? Sonuçta burası da bu rahatlığı birinden çalmadı, kendisi yarattı. Neden sen savaşmaktan korkuyorsun arkadaşım? Burdaki zenci, teninin renginin normal kabul edilmesi için savaştı. Sen neden emeğinin karşılığını kazanmak için savaşmıyorusun? Yada bir kadının başka bir kadını sevme hakkı için savaşmıyorsun? Neden biz haklarımız için savaşmıyoruz? Mesele toprak olsa savaşırız da artık mesele toprak değil ki! İşte geldiğimiz nokta. Anadolu senin olur ama içindeki hiç bir şey senin olmaz. Türkiye'nin hali bu değil mi? İşin kötüsü, bizim olan şeyleri de o kadar küçümsedik ki.. Gidip yunan eglencesini izlerken, bugüne kadar dalga gectigin türk düğününden ne farkı var diye düşünmüyo musun? Neden eğitimliler (sözüm ona) batılı gibili olmaya çalışıyor? Üstelik batının ne olduğunu bilmeden.. Neden bir gurup tarikatçı dinci dünyanın şu anki halinden uzakta yaşamaya çalışıyor? Üstelik İran bile o garip şeyden (islam'ın arkasına saklanmış şeytandan) kurtulmaya çalışırken. Bizim derdimiz nedir?? Yahu biz bu kadar aptal mıyız? Neden toplumca özgüvensiziz? Ne batılı ne doğulu.. Neden kendimiz olamıyoruz? Neden kendimiz olmak için savaşmıyoruz?
Aslında çözüm o kadar da kolay değil herhalde. Çıkarları maksimize etmek (bak bu da batı icadı) o kadar kolay degil herhalde. Aslında "maksimize etmek" de kime göre, neye göre? ben bu soruların cevabını verebilcek kadar zeki değilim, eğer o kadar zeki olsaydım zaten durmaz, birilerini ikna etmeye çalışırdım. Ama değilim. Sadece saçmalıyorum işte.
Posted by
cenin
at
11:27 PM
0
comments
Saturday, May 2, 2009
What's the difference between "blood pumping-organ" and "gönül"?
Bu soruyu farklı şekilde de sorabilirdim. Amerika köylüsüyle Anadolu köylüsü arasındaki fark nedir? Amerika köylüsü "ego" ve "super ego" kelimelerinin ne anlama geldiğini bilmez. Hatta "ego" ve "super ego" kelimelerini de cümle içinde kullanmaz. Eğer kullanan bir Armerika köylüsü görürseniz lütfen cümlesiyle birlikete bana yazın. Ama Türkçe'de "Gönül" "super ego"dur, "can" "ego". Anadolu insanı (belki Orta Asya Türkleri'nden kalma) Freud'dan çok önce bunun sınıflandırmasını yapmıştır. Kısaca, farkında olmadan o kadar da çok kullanırız ki "ego", "süper ego" kelimelerini, şehirli, kasabalı, köylü olamamız fark etmez.
Bu da "Türkçe bilim dili değil" diyenlere ...
Not: Freud'un Avusturyalı olduğun biliyorum. Şu anki bilim dili İngilizce diye dedim. Hem de Amerika'nın tekelinde.
Bir not daha: Biz, bilişsel bilimciler, Freud'u pek ciddiye almayız. Klinik psikologların da psikoanaliz tedavisi yapanlarla dalga gectigini biliyorum. Ama Freud'un bugüne gelmemize ne kadar katkıda bulunduğu da yadsınamaz.
Posted by
cenin
at
11:58 PM
0
comments
Wednesday, April 1, 2009
walking in my sleep
Efendim basligimiz biraz once kulagima takilan bir sarkidan. Bang Gang - Sleep. Cok ergen bir hareket olmasaydi, sozlerini de kopyalar yapistirirdim ama merak eden "googlelar".
Gectigimiz haftalar cok asosyal gecti. 1 hafta new york, 2 hafta syracuse'a bedel. Bu asosyal zamanda okudum, izledim, calistim, dinledim.
Neler okudum? The Kite Runner, A Thousand Splendid Suns. Cok satanlar listesinde basi cekiyor. Biraz fazla duygu somurusu var, Amerika kurtarici falan ama okumasi keyifliydi. Bir de Dean Koontz okudum. Evet cok ilginc degil mi. Normalde "cok satanlar"dan kacan ben, onlara dadanmis durumdayim. Cunku mumkunse eglence kitabi okurken dusunmek istemiyorum. Ama sirada Pulitzer odullu bir kitap var. Bakalim..
Neler izledim? The visitor. Guzel bir bagimsiz film 2007'den. Ironik drama.
Neler calistim? Gecen donem topladigim garip bir datam var, bakalim simdi de yeni bir model deniyorum. Diffusion Model diye bir sey. Matlab'de bir toolbox yapmis Belcikali sevgili bilim adamlari. R'da library yazmaktansa Matlabde calismaya karar verdim. Kisaca hayatima windows tekrar girdi. Bir de sacma salak bir manual yaziyorum, seneye "subject pool"u yonetirken sorun yasamasinlar diye.
Neler dinledim? Cok sey dinledim..
Bir de korktum. Turkiye'nin Afganistan'a benzemesinden korktum. Secim sonuclarini takip ettim, sanki daha da cok korktum. Sonra babam dedi ki Afganistan'dan degil baska "istan"dan kork. Simdilik algilayamiyorum.
Neyse bana bol okumali, Ankara'ya bol Gokcekli gunler.
Posted by
cenin
at
10:55 PM
1 comments
Thursday, March 19, 2009
hayaletler

cok yüzsüz bir insan oldum. gerçekten.
haber veya gazete sitelerinde fotograf galerileri oluyor ya, gecenlerde "fotograflara çıkan hayaletler" konulu bir galeri yapmıştı bir tanesi. ilk başta biraz ürkütücü geldi ama sonra fark ettim ki benim çektiğim bütün resimlerde var o hayaletlerden. bakınız, hem yüzsüzüm hem de arkam hayalet dolu.
Posted by
cenin
at
12:33 AM
0
comments
Monday, March 2, 2009
oylesine bi yazı iste..
evet son 2 hafta biraz yogun gecti, sunumlar, yazılar, figurler derken geldik bugunede. Son zamanlarda izledigim filmler uzerine...
1. slumdog millionaire --> insanlar cok konusuyorlar dostum. bu kadar lafa gerek yok, adam yapmıs, izle. hindular yoksullugun pornografisi demis, digerleri batının iki yuzlulugu demis. cok lafa gerek yok. danny boyle zamanında benim gonlumun oscarını kazanmıstı zaten. sunshine'a bile kotu demeye dilim varmamisti (keske hic izlemeseydim o filmi). e slumdog millionaire'le oscar almasi beni mutlu etti. trainspottingle alıcak degildi ya. bir de ayyy hindistan cok pissss!!! ay biz hic alisik degiliz tabiii! diyenlere de turkiye'nin en buyuk koylerinin takıldakları yerleri dısındaki mahallelerini gezmelerini dilerim. Gecekondu/varos/slum konusuyla ilgili kitaplarda/bloglarda/makalelerde istanbul ve ankara onemli bir emprik bilgi kaynagi sunuyor. Cici liboslarin, ay biz hic bilmeyiz oyle pislikleri demesi batının iki yuzlulugunden de vahim. Ya da bu cici liboslarin, ay havaalanı yolu ne kadar kotu, yıkalım hepsini yerine gokdelen toplu konutlar yapalım. hem para kazanırız, hem de cok batılı gorunur. ne guzel degil mi? ha ordaki insancıklar mi? bosversene yahu..
2. Cidade de Deus --> Yukardaki gibi iste. Ha Turkiye'yi dusundum yine. Neyse ki biz sokak/adi suclara o kadar meyilli bir toplum degiliz. Henuz. Ama tabii guzel Toki gokdelenleri ugruna, atarsak ordaki insancıkları sehrin dısına ne olur bilmem.
3. Once --> Gercek ask hikayesi izlemek isterseniz dunyanin en guzel muzikali. Haha cunku muzikal degil, muzik kendisi. Boyle icim acidi ama acimadi aslinda. Hayat guzel ya, ne olursa olsun muzik var. Bu arada siddetle film muziklerini de tavsiye ederim. Bunu da son donemin moda filmi "Issız Adam"la kıyaslamazsam olmaz. Filmin hedef kitlesinde yer alıyor muyum bilmiyorum ama soylemeden edemeyecegim. Cagan Irmak, ikeadan dosenmis evlerde, mekanlarda sacma sapan konusan yuzeysel karakterler yaratacagına, biraz daha icten olsaymis belki bagımsız film festivallerinden birinde odul konusması yapabilirdi.
4. Rachel Getting Married --> Eger "dysfunctional" Amerikan ailesi izlemek isterseniz. Bence cok da gerek yok. Yani amerikan ailesinin cokmuslugunden, bencilliginden bize ne? Evet herkes nevrotik, acili, bir de araya sıkıstırılmıs bir dugun var, gorseniz cok etnik bir de. Begelsel tipi cekime bir sey demek istemiyorum bile.
5. Uc Maymun --> Yukardakinin Turk ve degerli versiyonu. Konuda, repliklerde -zaten pek az- bir sey yok. Ama Nuri Bilge Ceylan acaba hayata nasil gozlerle bakıyor? Nasil bir yol izliyor o isinlar goze girip de ardindan oksipital loba dogru yolculuk ederken? Sahneler pek uzun ama her biri ayrı bir fotograf gibi. Fazlasıyla hak edilmis oduller.
6. Uzak --> Icim buruk, birsey yazmayacagim.
5. Masumiyet --> Zeki Demirkubuz'u, en fazla bir ay once, bu filmle birlikte ogrendim. Kendime cok kızdım. En yakın zamanda butun filmlerini izlemeyi dusunuyorum. Film noir derim ben ama eminim sinamacilar beni cahil bulacaklar. Oyleyim zaten. Kesinlikle takip edilmesi gereken yonetmenlerimizden! Kesinlikle!!
6. Nick and Norah's infinite play list --> Yasasin indie/hipster genclik filmleri. Cok eglenceli ama fazla bir sey beklemeyin. Bu filmin ankara-minibar versiyonu cekilseydi cok cok begenirdim kesin.
7. Juno--> yet another indie movie. guzel, kriz anlarinda paniklemek yerine sakin olmak gerek!
8. Wristcutters: A Love Story --> Intihar edenlerin ulkesinde, kimsenin gulemedigi, herseyin eski, tozlu,gri oldugu bir yerde, "road trip". Imkansız askin, imkanlı aska donusmesi. Bonus olarak da Tom Waits var. Evet bekliyo. hahaha - bunu da kucuk iskenderden caldım. sahi o n'apıyor acaba?
Simdilik bu kadar!
Posted by
cenin
at
6:42 PM
0
comments
Friday, February 6, 2009
86.5 NOT-FM TR ROCK
efendim, bu amarok super bir muzik dinleme programi! tabii ki linuxda. tum guzel programlarin linuxda oldugu gibi (mac osi bilmiyorum). ama itunesdan daha iyi oldugunu tahmin ediyorum. en azindan linux apple gibi paragoz degil. her neyse asil konumuz, amarok sayesinde kesfettigim bir turkce rock internet muzik kanali. burdan turkiye'de muzigin yayilmasina olanak saglayan ilgili sahis ve kurumlari kiniyorum!! neden bu radyoda calan grup ve insanlari bilmiyorum? meger ne kadar cok ureten insan varmis memlekette.. iyi veya kotu ama kendince bir seyler yapmaya calisan insanlar. radyonun ismi baslikta sevgili dostlar. shoutcastden ulastim bu radyoya. burdan girisimci dostlara pitchforkun turkce versiyonunu yapmalarini oneriyorum, boylece genel olarak piyasa canlanir. hayir hafizayi anlamaya calismasam ben yaparim ama benim baska gorevlerim var bu dunyada. hahaha.
son soz: 3 maymundaki kadin karekterin telefon zilinin yildiz tilbe'nin bir sarkısı olmasindan etkilenerek telefonumun zil sesini bob marley-jammin' e degistirdim. nedense yıldız tilbe ve bob marley arasinda bir iliski kurmusum. 2 haftadir bunu bulmaya calisiyorum. hahaha.
Posted by
cenin
at
12:54 AM
2
comments
Friday, January 30, 2009
Kadınlara karşı şiddete hayır!

Kış, yeter, bit artık!
Efendim, Syracuse'a adım attığımdan beri kar yağıyor. Hayır, tabii kesintisiz değil ama çimleri göremeden yeni karlar kaplıyor etrafı. Sanırım burayı terk ettikten sonra uzun süre kar görmek istemeyeceğim. Bir de bize inat, moda dünyasına bahar geldi. Bunları görmezden gelip aim-cold water music dinlemeliyiz.
Bu hava bunalımının verdiği bıkkınlıkla çok da verimsiz bir hafta geçirdim ne yazıkki.
Bir sürü soru var cevabını almak istediğim. Bir sürü insan var cevabı bulabilceğime inanan (ben o insanların arasında değilim tabii ki). Bir sürü de avcı var, saçmalıklarımla daha da çok para kazanacak olan.
Son söz: Disiplin gerek, disiplin. Birinin beni çalışmam gerekip de çalışmadığım zamanlarda sopayla dövmesi gerek. Medeni yollarla olmuyor çünkü. Kendime hakim olamıyorum ve yine tembellik yapıyorum. Motivasyon falan yalan. En temizi dayak.
Posted by
cenin
at
8:23 PM
1 comments

